Uğur Aslan, 9 şubat 1972’de 9 kardeşli bir ailenin en küçüğü olarak Hatay’ın Reyhanlı ilçesine bağlı, Melekli köyünde dünyaya geldi. 7 yaşına kadar, babasının kahyalık yaptığı çiftlikte büyüdü. 7 yaşına geldiğinde ilk ve orta öğrenimini yapmak için ve yaşadığı civarda okulda bulunmaması nedeniyle, Reyhanlı Devlet Parasız Yatılı Bölge Okuluna gönderildi. Daha bu yıllarda, okulun tiyatro ve müzik kollarının vazgeçilmezleri arasında girdi ve her türlü tiyatral ve müzikal etkinlikleri arasında eğitimi süresince yer aldı. Bu onun ileride tercih edeceği mesleğin de işaretleriydi adeta.
8 yıllık ilk ve orta öğrenimini yatılı olarak tamamladıktan sonra, lise eğitimi için Antakya’ya geldi. Tıpkı yatılı okul günlerinde olduğu gibi lisede de, tiyatro ve müzik kollarının bir numaralı ismi oldu. Ancak tutkuyla bağlandığı müzik ve tiyatroya eskisi kadar zaman ayıramamak onu oldukça üzüyordu. Zaman ayıramamasının başlıca sebebi ise, eğitimi gereği haftanın iki günü okulda, üç günü ise stajda geçmek zorundaydı. Mezun olmanın tek şartının başarılı bir staj geçirmek olduğunun o da farkındaydı ama staj amaçlı gittiği bankadan sık sık kaçıp Antakya Kültür Merkezi Tiyatrosunun provalarını gizlice izlemekten de kendini alamıyordu. Bu tiyatronun yönetmeninin onu lise birinci sınıftayken oynadığı tiyatro oyununu izlediğinin ve oyunculuğundan çok etkilendiğinin farkında değildi.
Yine bir provayı izlediği sırada yönetmenin onu fark etmesiyle kendini bir anda Bir Şehnaz Oyun adlı oyunda başrollerden biri olan Baron Refik tiplemesini oynarken buldu. Bu onun profesyonel tiyatro yıllarının ilk adımıydı. Bu tiyatroda, Keşanlı Ali Destanı, Şahları da Vururlar, Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Tanrı, Bir Garip Orhan Veli v.s. yirmiyi aşkın oyunda görev aldı. Bir süre sonra artık sınırlarını zorlaması gerektiğinin farkına vararak, Antakya’dan ayrılma kararı aldı. Çünkü Tiyatro ve Müzik gibi sanat dallarının eğitiminin alınması gerektiğini biliyordu, ancak pahalı olduğunun o da farkındaydı. Ailesi ile yoksulluk sınırında yaşadığından dolayı böyle bir eğitim onun için hayalden öteye geçemiyordu. Bu eğitimleri alabilmesi için tek yolun para kazanmakta olduğunu düşündü ve Antakya’dan ayrıldıktan sonra ilk durak olarak Marmaris’i seçti.
Bir barda garsonluk yaparım hayaliyle gittiği bu tatil şehrinde iki ay kumsalda yatıp aç kaldıktan sonra kendini bir anda faytonculuk yaparken buldu. Yaklaşık dört ay bu işi yaptıktan sonra, Alanya’ya gitmeye karar verdi. Bu şehire de tıpkı Marmaris te olduğu gibi garsonluk yaparım diye düşünerek gelmişti. Nitekim bir arkadaşının vasıtası ile, yeni açılmış bir barın personel aradığını öğrendi. Hemen başvurusunu yaptı ve kabul edildi. Fakat çalışacağı bara gittiğinde barın daha inşaat aşamasında olduğunu öğrendi. Kalacak yeri ve yiyecek parası olmadığından barın inşaatında çalışmaya başladı. Böylece hem yatacak yeri ve hem de yiyecek yemeğini temin edebilecekti. Nihayet bar bir aylık zorlu bir çalışmanın ardından bitti ve o da garsonluk mesleğini icra etmeye başladı. Bir yıl çalıştıktan sonra kendine yeteri miktarda para biriktirdiğine karar verdi ve Ankara’nın yolunu tuttu. Çünkü bir arkadaşı iyi bir tiyatro eğitimi almanın yolunun A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde eğitim almaktan geçtiğini söylemişti. Zaten sanat eğitimi veren üniversitelerle ilgili hiçbir fikrinin olmaması da tek yolun Ankara olduğu sonucuna ulaştırmıştı onu. Biriktirdiği paranın çok kısa sürede bitmesi, onun tüp geçitlerdeki ve köprü altlarında geçecek bir aylık meşakkatli günlerinin sinyalini vermeye başlamıştı. Bir hafta süren sınav süreci boyunca, okula yakın olan bir tüp geçitte yatıyor, sabah erkenden kalkıp çantasına stokladığı küflenmiş simitlerle kahvaltısını yapıp okulun yolunu tutuyordu. Yaklaşık altı yüz kişilik başvurunun içinden son 12 kişiye kalabileceği aklının ucundan geçmezken kendisini bir anda son aşamaya kalan 12 kişilik gurubun içinde buluyordu. Artık olmuş gözüyle bakabilirdi. Mülakat sınavına girdi, sadece iki kişi eleyeceklerdi bunlardan biri neden o olsun ki diye düşündü ama kendisiydi. Şimdi ben ne yapacağım derken gazete ilanlarında iş aramaya başladı. Bir bilgisayar firmasında on parmak daktilo bilen elemanlar aranıyordu. Hemen başvurusunu yapıp burda işe başladı. Artık dönemezdi. Bu üniversiteye mutlaka girmeli ve çok istediği tiyatro eğitimini almalıydı. İkinci sınav sezonuna yakın kayıt yaptırmak üzere okula giderken, küçük bir tost molası verdiği sırada Antakya’dan tanıştığı arkadaşıyla karşılaştı. Kısa bir sohbetin ardından, arkadaşı ona artık gitar çalıp şarkı söylemiyor musun diye sordu. Bizim müzik yaptığımız bir grubumuz var küçük bir barda çalışıyoruz istersen bize katılabilirsin dedi ve uğurun yediği tost döner tadı vermeye başladı. Uğur hiç düşünmeden bu teklifi kabul etti. Ertesi gün ilk iş olarak çalışıyor olduğu işyerine gidip ben ayrılıyorum demek oldu. Uğur, gitar çalıp şarkı söyleyeceği arkadaşlarıyla tanışmanın heyecanıyla o gece sabahı zor etti. Tabi küçük bir sorun Uğur iyi kötü gitar çalmayı biliyordu ama gitar yoktu. Bu durumu arkadaşlarına anlattığında acı gerçeği öğrendi. Senin grupta gitar çalmanı istemiyoruz koltuk davulu çalmanı istiyoruz diyerek davulu tutuşturuverdiler. Nitekim Uğur artık başka çaresinin kalmadığının farkında olarak bu teklifi kabul etti. Bütün gece koltuk davulu çalışıp ertesi günkü programa hazır hissetti kendini ama nafile. Çünkü Uğur, müziğin yapıldığı mekanların sadece şarkı söylenip teşekkür edilmekten ibaret olduğunun farkında değildi. Çaldıkları halay parçalarının ona verdiği adrenalinin de etkisiyle, haydi bütün eller, oturan kalmasın, zılgıt çekmeyi bilen yok mu gibi terennümler kullanınca barın sahibi tarafından; nerden buldunuz bu şebeği gibi ilginç bir tespitle bütün grubun işine son verildi. Uğur büyük bir şaşkınlık ve üzüntü içinde arkadaşlarına bakıyordu kendini suçlu hissedecekti ki grup arkadaşları onu omuzlarından kavrayıp; hadi çay içip kendimize yeni bir mekan bakalım deyip Uğur’a desteklerini ortaya koydular. Bir başka mekan onun en uzun çalışacağı ilk mekanlardan biri olacaktı artık. Bu arada Tiyatro sınavlarından gene elenmişti ve gene mülakata kalan 14 kişiden elenen iki kişinin içindeydi. Türkü ile başladığı müzikli yıllarında yeni arayışlar onu dürter hale gelmekteydi. Salt otantik türküler ve protest şarkılar söyleyen bir grubun elemanıydı ama, o aynı mekanda çalıştıkları Grup Çukurova adlı bir müzik grubunu dinliyordu. Bir gün yine böyle grubu dinlemeye gittiği bir dönemde grup elemanları tarafından sahneye davet edildi. Kendi grubunda okuduğu türkülerden birini onlar için okumasını istedi. Ama iş sadece bir türkü ile bitmemişti. Uğur, uzun zamandır etkisinde kaldığı rock müziğin bütün enstrümanlarını bir arada görünce Cem Karaca, Erkin Koray, Üç Hürel v.s. şarkıları söylemeye başladı ve tam iki saat boyunca inanılmaz bir performans gösterip bir anda bütün dikkatleri üzerine çekti. Ankara’nın Sakarya Caddesi Barlar sokağında çok kısa bir sürede en çok aranan ve dinlenen isim olmuştu. Yaptığı bar performansına bir süre sonra sahne şovları da ekleyen Uğur, Müzik ve sahne anlamında kısmen de olsa istediklerini yapmaya başlamıştı. Aynı dönemler de nihayet dördüncü denemesinde çok istediği Oyunculuk eğitimini almaya hak kazanmıştı. Artık A.Ü.Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Oyunculuk Sanatı öğrencisiydi. Eğitimini müzikten kazandığı parayla sürdürüyordu. Bir süre sonra onun sahne şovlarını izlemeye gelen, TRT yapımcıları tarafından fark edilip bir müzik eğlence programını sunmak için teklif aldı. Bir sezon boyuncu TRT İnt’te Kavak Yelleri adlı müzik eğlence programını sundu. Bir süre sonra, aktüel çekimlerin yoğunlaşması ve bunun hem bar performansını hem de okulunu aksatması gerekçesiyle programdan ayrıldı. Aynı dönemlerde yine TRT’nin İnsan Olmak, Kale içi, Aşk Buraya Uğramıyor v.s. dramalarında önemli rollerde oynadı. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra sadece müzikle ilgilenmeye başladı. Benimsediği vokal ve sahne performansı tarzını daha geniş kitlelere göstermeliyim gerekçesiyle bu işin sanayisi İstanbul’dur deyip hayatında yeni bir döneme başladı. Üniversite birinci sınıftayken aynı okulun yazarlık bölümünde okuyan ve geçtiğimiz yıllarda hayatını birleştirdiği eşinin bu kararı almasında çok büyük katkısı oldu. Aynı dönemde eşi yazdığı senaryoları satmak, kendisi de hem oyunculuk ve hem de müzik sektöründe kalıcı olabilmek amacıyla İstanbul’a geldi. Nihayet eşi yaptığı uzun görüşmelerin sonucunda daha sonra üç sezon boyunca sürecek olan “Gümüş” adlı diziyi D Prodüksiyonla anlaşarak hayata geçirdi. Bu durum onların hayatındaki büyük çaplı ilk başarı olmuştu. Hem ekonomik ve hem de sosyal olarak artık daha rahat hareket edebilecek alanları olacaktı. Uğur hayalini kurduğu albümün repertuarı için eskiden de takip edip hayranı olduğu Murat Hasarı’ya ulaşmalıydı. Geçmişte Grup Çukurovayla yapılan albüm çalışmasından büyük destek aldığı Murat Hasarı’ya sıkıntılı bir telefon trafiği ardından ulaştı. Bu aynı zaman da sıkı bir dostluğun da başlangıcıydı. Repertuar için Murat’tan bir iki tane şarkı isteyen Uğur’un cevabı olumlu karşılandı. Hadi bismillah dedikleri ansa Uğur’un hayatına kısa bir askerlik molası verme sürecine denk geldi. İzmir Eski Foça’da 4.Jandarma Komando Tugayının askeri gazinosunda, daha önceden de yaptığı gibi şarkı söyleyerek askerliğini yaptı. Askerlik dönüşü şimdiki eşiyle evlenen Uğur, kısa bir tatilin ardından albüm çalışmalarına kaldığı yerden devam etti. İlk şarkı Dayan Gönlüm olarak belirlenmişti, albümün diğer şarkılarıysa ev buluşmalarında Murat’ın; baksanıza şöyle bir şarkı daha yaptım demesiyle Uğur’un bu şarkıları tırtıklaması sonucu oluştu. Albüm süreci onun 10 yıl yaşadığı Ankara’ya kısa süreli de olsa gidip gelmesini gerektiriyordu. Çünkü aranjörü olan Hüseyin Cevahir Ünal Ankara’da yaşıyordu. Bu süre içerisinde oyunculuk özlemi çeken Uğur, eşinin: diziye yeni bir karakter sokacağız bir bakıp fikrini söyler misin deyişiyle biti verdi. Çünkü Uğur, okuduğu karakteri çok sevdiğini eğer mümkün olursa bunu kendisinin oynamak istediğini söyler. Eşi de bunun için prodüksiyonla görüşmesi gerektiğini söyler. Uğur ertesi gün prodüksiyon şirketinden aldığı randevudan rolü almış olarak döner. Bu sıralar Gümüş’te yazılan bir ayrılık hikayesi için Uğur’un albümün çıkış şarkısı olarak düşündüğü Dayan Gönlüm şarkısını isterler. Uğur kabul eder. Halen devam etmekte olan Gümüş dizisindeki Orhan rolünü başarıyla sürdüren Uğur, yıllardır hayalini kurduğu albümünü de tamamlamış olur.
Şarkılarını, günümüz türk-rock vokallerinin batıdaki vokallere öykünmelerinin aksine, kendi kültürüne ait türkü gırtlaklarını kullanarak söyledi. Bu aynı zamanda onun 10 yılı aşkın bar performansında elde ettiği tecrübenin bir sonucuydu. Şarkılarda kullanılan türkü gırtlaklarının yanı sıra, enstrümanlarda bol bol arabesk ve türkü unsurlarını kullandı. Yine albümdeki şarkıların bütünü bir araya getirildiğinde dramatik olarak bir aşk hikayesini bulmak mümkün.
Tasarım ve Uygulama: zwanga iletişim